KENTİN GİZEMLERİ: DİKİLİTAŞ

Dikilitaş Mersin’in doğusunda yer alan, unutulmuş tarihi bir kalıntı. Yaklaşık 3000 yıllık. Burası hakkında çok az bilgi ama çok fazla efsane bulunmaktadır. Aslında insanlığın gelişim evresinde çok önemli kırılmalara neden olmuş Çukurova coğrafyasında, bu tarz oldukça önemli ve gizli kalmış çok sayıda eser bulunmaktadır. Bugün Mersin’in nispeten yaşı ilerlemiş sakinleri dışında, bu tarz yerleri pek bilen yok aslında.

Çocukluğumdan beri adını duyduğum bu anıtı görmek için, mart ayımda bisikletime atladım ama hiçbir şey umduğum gibi kolay olmadı. İlk gün teknoloji yardımı ile Dikilitaş mahallesini buldum fakat anıt düşündüğüm gibi mahalle ortasında değildi. Çok az insan dışarıda vardı ve anıtı sorduğum birkaç gencin, ilginç bir şekilde konu hakkında pek bir fikri yoktu. Saatin geç olması ve çevrenin pek tekin olmaması nedeniyle, yolculuğumu sonlandırıp evime geri döndüm. İkinci gün ise biraz daha erken saatlerde Dikilitaş mahallesine gittim ve yine Dikilitaş’ı sorduğumda bana doğru yerde olduğumu söylediler. Maalesef Dikilitaş diye sorunca herkes mahalleyi gösterdi ve tarihi anıtı kimse bilmiyordu. Sonra yaşı ilerlemiş bir amcaya sordum ve bana anıtın mahalleden uzak olduğunu portakal bahçeleri içerisinde bulunduğunu söyledi. Bilen birisi olmadan bulmamın çok zor olduğunu belirtti. Ben yine de ısrarla tarif etmesini istedim. Bana kabak taslak tarif etti. Pek anlamadım ama teşekkür ederek bisikletime atladım.

Hiç bilmediğim portakal bahçelerinin arasında, bisiklet sürmeye başladım. İkindi güneşi bir yandan ağır ağır kızıllaşırken, tatlı bir rüzgâr esmeye başladı. Harika portakal çiçeklerinin kokusu her yanı sarıyordu. Büyülü anlar yaşıyordum. Şehrin gizli kalmış bu coğrafyası, beni tarifsiz bir huzura boğmuştu. Bol bol fotoğraf çekerek yoluma devam ettim. Etrafta kimseler yoktu. Sulama kanallarından kurbağa sesleri geliyor ve uzaktan köpek havlamaları duyuluyordu. Köpeklerin biraz ürküttüğünü söyleyebilirim ama kaybolmanın da vermiş olduğu heyecan ile hiçbir şey umurumda değildi. Mersinimizin kendine has bu kokusu için her şeye katlanırdım. Yıllar önce bir Hollandalının Mersin’e dair notlarını okumuştum. Kendisi Cumhuriyet’in ilk yıllarında Mersin’de yaşamış ve şunları yazmıştı: “Kuzeyinde dağlar, Güneyinde deniz ve her yanı saran portakal çiçeklerinin kokusu. Dünyada daha güzel bir şehir olamaz.” Artık okuduğum dizeleri daha iyi anlıyordum. Betona boğulan bu şehre çok şey borçluyuz aslında. Hem doğa, hem tarih, hem sanat, hem edebiyat. Dünyada eşine benzer çok az şehir olsa gerek.  Tüm çabalarıma rağmen 2. Günde de Dikilitaş anıtını bulamadım. Hava karardığı için yolculuğuma son verdim.

Üçüncü gün artık çok kararlıydım. Ne pahasına olursa olsun anıtı bulacaktım. Daha erken saatte yola çıktım. Bahçelerin arasında bisiklet sürmeye başladım. Biraz ilerledikten sonra bahçesini sulamakla meşgul birsini gördüm. Hemen kısa bir selamlaşma faslı ile anıtın yerini sordum. Çok iyi bir şekilde bana tarif etti ve kolaylıkla buldum. Nihayet çocukluğumdan beri efsanelerini duyduğum o meşhur taşı görmüştüm. Yanındaki kuyu ile birlikte enfes bir manzara oluşturuyor. Yemyeşil ağaçların arasında görkemli bir anıt göğe yükseliyor. Her tarihi kalıntıda, aynı duyguları hissederim ve hep aklımdan şu sorular geçer: Acaba bunu ilk yapanlar neler düşünüyordu? Kim bilir ne anılara şahitlik etti? Ne depremler, ne doğal afetler gördü bu anıt?  Uğruna ne bedeller verildi? Şimdi çok az kişinin görmeye değer bulduğu yalnız bir taş yığını gibi duruyor ama bende bıraktığı etkiler öyle değil. Ben taşın bile ruhu olduğuna inanırım. O ruhu hissetmek ve onunla konuşabilmek…

Tekrar görüşmek üzere hoşça kal dikilitaş.

Ergül VAROL

2 thoughts on “KENTİN GİZEMLERİ: DİKİLİTAŞ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir